Mini Anksiyete ve Şehirler Arası Otobüste Koltuk Sorunu
image

(görsel)

Yolculuklarda içinde bulunduğunuz taşıtın neresinde oturduğunuz çok önemli. Her koltuğun bir çok açıdan hem faydası hem de zararı olabiliyor. Otu boku kendinize dert ediniyorsanız ve açsanız tüm koltuklar çoğunlukla zaralı.

Şehirler arası giden bir otobüsteyim. İzmir’den akşam vakti yola çıktık. Işıklar kapandı, ışıklar açıldı. Manisa’da binenler oldu. Işıklar kapanmadı.

Bir ses: “Sayın yolcularımız, ikram servisimiz başlamak üzeredir. Lütfen koltuklarınızı dik konuma getiriniz.”

Elimdeki kitabı yavaşça kapatıp koltuğun cebine koyuyorum ve arka sıralardan birinde oturmanın verdiği güvenle servisi bekliyorum. Arka sıra neden mi güvenli? Çünkü:

Eğer orta kapının - aslında arka kapı ama neyse - gerisinde, hem de koridor tarafındaysanız, muavin, katlanan tekerlekli servis masasını çıkarıp onca abur cuburu yerleştirirken, beş on dakika sonra ne yiyeceğinize önceden karar verebilirsiniz. Ama kişilik olarak kararsız biriyseniz ya da bütün olan bitenden habersizken, muavinin `ne içersiniz?` sorusuyla uyandığınızda, muhtemelen iki saat sonraki molaya kadar ağzınızda dolanacak nihai tatlara birkaç saniye içinde karar vermenin stresi, arka sıradaki koltuğun abur cubur seçme avantajını bir anda yok edebilir.

Peçeteye sarılı yağlı poğaça, tatsız sallama çay, markasını hiç duymadığınız hazır kahve, iki lokmada biten çikolatalar, püskevitler…

Diyelim ki uyumadınız ve önceden gözünüze kestirdiğiniz abur cuburla, (şanslıysanız bildiğiniz bir marka) kahvenizi aldınız. Huzurla tüketeceğinizi sanıyorsanız yanıldınız. Çünkü tam tatlı tatlı atıştırırken gözünüz yine muavine takılır. Servis masası boşalır, katlanır ve yerine konur. Sırada yaklaşık bir buçuk dakika sonra dibinizde bitiverecek mavi çöp torbası vardır. Servis yaparak otobüsün ön tarafından arkaya doğru dokuz dakikada gelen muavin, mavi çöp torbasıyla aynı mesafeyi kırkiki saniyede kat edebilir. Hızlıysanız ve soğuk içecek (sarı kola) aldıysanız, çöp poşetini gururla karşılayabilirsiniz. Fakat benim gibi kahveciyseniz, kekinizin ambalajını çöpe bırakırken bir yandan `ben kahvemi yavaş içerim` bakışı atıp bir yandan da bir süre daha elinizde o karton bardakla yolculuk edeceğinizi düşünürsünüz.

Ön sıralarda oturan bir kişi bu stresi yaşamaz çünkü çöp poşeti ortaya çıkmadan servis sehpasını kapatmaya hazırdır. Ancak ne yiyeceği konusu tamamen sürprizdir ve şansa bağlıdır.

Bütün bunların çözümü, o tam ortadaki, -orta- kapının yanındaki tekli koltuk (eskiden ikiliydi). İkramlar hazırlanırken omuz üstünden abur cuburları gözünüze kestirebilir, çöp torbası gelene kadar mutlulukla tüketebilirsiniz. Tabii yolculuk boyunca muavinin tıkırtıları, kışın yapılan yolculuklarda o kapıdan gelen soğuk, mola sonrasındaki yerleşme merasiminde otobüsteki hemen hemen tüm yolcularla gereksiz yere göz göze gelmek - bunlar daha uzar gider - sizi rahatsız etmiyorsa. Seçim sizin.

Neyse siz en iyisi alternatifiniz varsa otobüsle gitmeyin. Ya da kuvvetli bir uyku ilacı bulundurun yanınızda.

Peki o çöp torbasını gerginlikle mi karşıladım? Tabii ki hayır. Bu sefer şanslıydım. Servisten hemen sonra yakıt ikmali için durduk. Kahvemi rahatça içip bardağı çöp poşetine attım. Yolculuğun bundan sonraki kısmı rahat.

Nah rahat!
Muavin bey kaloriferi biraz kapatsanız mı acaba? Kışımı yaza çevirdiniz de

When you think you saw a bug

devopsreactions:

by @uaiHebert

simplysaraart:

NAKED: Montana Black Stencil

You look like you need a pep talk. 

twloha:
“ “You will find that it is necessary to let things go; simply for the reason that they are heavy.” - C. Joybell C. (Image source)
”

twloha:

“You will find that it is necessary to let things go; simply for the reason that they are heavy.” - C. Joybell C.

(Image source

Delivering a new feature to the customer

devopsreactions:

image

by uaiHebert

Everyday

Being the single developer

meinefluchderzeit:

animals with albinism - imgur.com

albino olmak güzel şey :)

İngiliz edebiyatçı John Fowles, doğayı kullanma ve kazanç elde etmek isteğimizin, doğayla ilişki kurmamıza engel olduğunu yazar:

“Bu yüzden hiçbir zaman doğayı (dolayısıyla kendimizi) anlayamayacağız, saygı ise hiç duymayacağız…”

Fowles (1926-2005) daha ziyade “Fransız Teğmenin Karısı”…